Tuba AR ALTUNSES
Bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın” anlayışını benimsemek, aslında toplumsal çürümenin en tehlikeli başlangıçlarından biridir. Çünkü bu düşünce, insanları haksızlıklar karşısında sessiz kalmaya, yanlışları görmezden gelmeye ve sadece kendi çıkarlarını düşünmeye yönlendirir.Birilerine yapılan adaletsizlik bizi ilgilendirmiyormuş gibi davranmak kolaydır. Bir mağduriyet karşısında susmak, “nasıl olsa bana dokunmuyor” demek de öyle. Ancak unutulan bir gerçek vardır: Sessiz kalınan her yanlış zamanla büyür, güçlenir ve yayılır.Toplumların çöküşü bir anda olmaz. Büyük sorunlar, insanların küçük sessizlikleriyle beslenir. Bir gün bir başkasının hakkı yenir, ertesi gün bir başkası mağdur edilir. İnsanlar ise kendilerine dokunmadığı sürece olup biteni uzaktan izler. Fakat sorunlar büyüdükçe artık kimsenin kapısının önünden geçip gitmez.Bugün sustuğun yılan, yarın seni de sokacak. Çünkü o yılan önce komşunu, sonra arkadaşını, sonra tüm toplumu sokar. Herkesin sessizliğinden cesaret alarak büyür. En sonunda dönüp sana geldiğinde ise yardım isteyeceğin insanların çoğu çoktan susmaya alışmıştır.Toplumsal çürüme dediğimiz şey tam da burada başlar. İnsanlar başkasının derdine kayıtsız kaldıkça vicdan zayıflar, dayanışma azalır ve güven duygusu yok olur. Oysa güçlü toplumlar, sadece kendi hakkını değil başkasının hakkını da savunan insanların omuzlarında yükselir.Bugün bir haksızlık karşısında sessiz kalmak, yarının sorunlarına davetiye çıkarmaktır. Çünkü mesele yılanın bugün kimi soktuğu değil, o yılanın toplumun içinde dolaşmasına izin verilmesidir.Unutmayalım; başkasının acısına gözünü kapatanlar, bir gün kendi acılarına bakacak göz bulamayabilir. Ve o gün geldiğinde, sustuğumuz her yanlışın bedelini hep birlikte öderiz.
